"Planet X" albümü Kanada Radyosu CJSW 90.9 FM tarafından "2012 SENESININ EN IYI ALBUMLERI" listesine dahil edildi.


Radikal Gazetesi 9 Şubat 2012
Arter'de siyaha özgürlük sesleri

Sanatçı Erdem Helvacıoğlu'nun beyaz tuşları çivilenmiş piyanonun siyah tuşlarını kullanarak oluşturduğu ses enstalasyonu 'Siyaha Özgürlük', bugün Arter'de açılıyor. Küratör Melih Fereli, serginin arka planını anlattı.

Çağdaş sanatçılara yeni üretimlerinde destek olmak amacıyla Ömer Koç’un inisiyatifiyle kurulan Arter, ikinci yılında ‘Sound Art’ alanında bir dizi proje başlatıyor. ‘Sesli Dizi’nin ilk sergisi ‘Siyaha Özgürlük’ başlığını taşıyor. Sergi için besteci Erdem Helvacıoğlu, Fluxxus akımının öncüsü George Maciunas’ın ‘Piyano Parçası’ adlı işinden esinlendi ve beyaz tuşları çivilenmiş bu piyanonun siyah tuşlarını ve gövdeyi kullanarak 10 dakikalık etkileyici bir kompozisyon yarattı. Serginin küratörü Melih Fereli’yle sergi öncesi buluştuk. 

Serginin küratörlüğünü üstlendiğinizi duyduğumda Arter’in açılış sergisinde ses enstalasyonuyla ilgili kimi işleri anlatırken bizleri de etkisine alan heyecanınız geldi aklıma...

Evet, konuklara izah etmekten büyük keyif aldığım eser ses, müzik ve hayal dünyasına gönderme yapan Cevdet Erek’in ‘Sahil Sesi’ydi. Sizleri uçan halı üzerinde Karayipler’e götürüp getirmiştim! Biz 2006’da Vehbi Koç Vakfı’nın bir çağdaş sanat koleksiyonu oluşturması kararını aldığımızda, müzik ve plastik sanatların buluştuğu kulvar bizim ilgi alanımız oldu. ‘Sound Art’ projesiyle de sese odaklı sanat üzerinde biraz çalışıp bu kulvarı İstanbul’da bir üretimle açabilmeyi bir hedef olarak konuşmaya başladık, sergiler genel küratörü Emre Baykal’la.

Sizin küratör olarak nasıl bir müdahaleniz oldu çalışmaya?

Ben Erdem’in temel fikrini alıp, bunun üzerine düşünürken tabii ki aklıma ilk George Maciunas’ın piyanosu geldi. Fluxus’un kurucusu diyebileceğimiz Maciunas’ın yapıtının 1970’teki ilk performansı sırasında Ben Vautier piyanonun beyaz tuşlarının tümünü çivileyerek onları çalınamaz hale getirmişti. Bizim koleksiyonumuzdaki bu piyano, Erdem’in projesi açısından en uygun eserdi. Erdem’e bundan bahsettim. O da çok heyecanlandı. Kafasında birçok fikir vardı ama sonra “Bu piyanonun tüm ses belleğini oluşturmak ve o ses belleğinden hareketle yeni bir kompozisyon ortaya çıkarmak çok daha anlamlı olacak” dedik. 

Maciunas’ın yapıtı ‘Piyano Parçası’ adını taşıyordu. Siz neden ‘Siyaha Özgürlük’ dediniz?

Ben Vietnam Savaşı sırasında lise son sınıfı ABD’de okuyordum. Amerika içindeki çalkantıları birebir yaşama şansı ya da şanssızlığını yaşadım. Ayrıca etnik bazlı sıkıntılar da vardı. İnsanların dillerini kullanma özgürlüğünün olmadığı, renklerinden, dinlerinden ötürü maruz kaldıkları ayrımcılığın ABD gibi son derece uygar diye algıladığımız bir toplumda dahi derin izler bıraktığı bir dönem yaşanıyordu. Tam da o dönemlerde George Maciunas bu performans bestesini yapıyor. Güçlü mesaj verecek bir başlık yerine sadece ‘Piyano Parçası’ olarak adlandırıyor. Büyük bir ihtimalle bizleri düşünmeye sevk etmek, arkasında olan çok ağır bagajı hissetmemiz için bu ismi vermiş olabilirdi. Fakat, aynı zamanda özellikle beyaz tuşları çivilemiş olmasının ardında burjuvaziye, sanatın kimler tarafından ne koşullarda sanat olarak tayin ediliyor olmasıyla ilgili kurallara başkaldırı olarak da yorumlanabilirdi. Ama siyah tuşları özgür bırakmasını ben genel anlamda siyahın varsayımsal anlamlarından kurtarılmasına yönelik bir davet olarak algıladım. 

Serginin sunuş yazısında da “Siyah, hayatı kutsamanın güçlü bir unsurudur” diyorsunuz...

Siyah genellikle güce ve otoriteye işaret eder ama aynı zamanda matem rengidir de. Kimi zaman da korkuyla ve bilinmeyenle ilişkilendirilir. Pek çokları için ‘siyah’ başlangıçtaki boşluğu temsil eder. Türkçede de kötü, uğursuz anlamına gelen ‘kara’yla ilgili az deyim yoktur. Seçtiğim başlıkla siyahı tüm bu önyargılardan uzaklaştırmak istedim. Bu beni Erdem’in müziğine ulaştırdı. Erdem şimdiye kadar gözlemlediğim süreci içerisinde tabular yıkan, özgürlüklere müziğini adamış biri.

Fluxus nedir?

Fluxus terimi ilk kez 1961’de Maciunas tarafından tanımlandı: “Resimden ve ortamlardan çok müzikle ve dille ilgilenen, gevşek dokulu bir grup daha geniş bir yelpazeden sanatçıları kendine çekti ve entelektüel ve sosyopolitik yanı ağır bastı. Gruptakilerin pek çoğu klasik müzik eğitimi görmüş bestecilerdi”. İlk Fluxus Festivali 1962’de Maciunas tarafından Almanya’nın Weisbaden kentinde düzenlendi.

Melih Fereli kimdir?
1979-1995 yılları arasında London Philharmonia Orchestra and Chorus’ta yönetici ve korist olarak görev yaptı. 1993’ten 2001’e dek İKSV’nin genel müdürlüğü görevini üstlendi. 1998 yılında İngiltere Kraliçesi’nden Büyük Britanya Nişanı (OBE) aldı. 2006 yılından bu yana da İTÜ MİAM öğretim kadrosunda. Vehbi Koç Vakfı’nın sanat danışmanı olan Fereli, aynı zamanda Borusan Kültür Sanat ile Arter’in yürütme kurulu üyesi.

Bu projenin cevheri Erdem

Türkiye’de tam da bu günlerde sipariş üzerine iş tartışmaları yapılırken, ilk kez sipariş üzerine bir ses işi yapılıyor.

Ama burada yönlendirmeden ziyade birlikte çalışma var. Sonuçta biz hiç kimseye şunu şöyle yap diyemeyiz. Bu projede tabii ki cevher Erdem. Eminim bu proje çağdaş müzikle sanatla, enstalasyonla uğraşan bireye “Enteresan üstelik ARTER bunu fonluyor” dedirtecektir. Genç sanatçılarımızla birlikte başka projeler üretebileceğimizi tahmin ediyoruz. Hem de bu eseri Avrupa’da, Amerika’da, dünyanın başka yerlerinde bu şekliyle sergileyebileceğimizi düşünüyoruz. 2013 Mart’ındaki Berlin’deki Müzik Festivali’nde -küratörü sergi açıldıktan sonra gerip görecek- büyük bir olasılıkla sergilenecek.

Maciunas’ın piyanosu vahşi hayvan gibiydi

ERDEM HELVACIOĞLU
Bu çalışmanızda piyanoyla adeta savaştınız değil mi?

Ben bir gitaristim ama piyanonun tınısını ve ses dünyasını seviyorum. Bu yüzden de ara sıra, ‘hazırlanmış’ piyanolarla kayıtlar yapıyor ve sesle ilgili fikirleri nasıl bir adım öteye götürebileceğimi düşünüyordum. Ama Maciunas’ın piyanosu vahşi bir hayvan gibiydi. İlk andan itibaren bu enstrümana, ehlileştirmeye ve iletişim kurmaya çalışacağım vahşi bir hayvan gibi muamele etmem gerektiğini sezdim. Projenin kaydı İstanbul’da Babajim Stüdyoları’nda yapıldı. Hayatımın en yorucu, fiziksel olarak en zorlayıcı kayıtlarından biri oldu. Fiziksel olarak da teknik olarak da zordu. İki bavul dolusu ekipmanla girdim stüdyoya. Çatallar, bıçaklar, bardaklar... Bazı anlarda, piyanonun altında dizlerimin üstünde hareket etmem ve telleri dakikalarca bıçaklara sürtmem gerekti. İşitsel olarak da siyah tuşlara müdahale ettim.Piyanonun tüm çevresine toplam 17 mikrofon dizilerek kayıt yapıldı.

Müge Akgün
Radikal Gazetesi 9 Şubat 2012Radikal Gazetesi 9 Şubat 2012
İLGİLİ DİSKOGRAFİ

Siyaha Özgürlük

Siyaha Özgürlük